Muhadarat Konusu Nedir? Ah, İşte Burada Bir Dönüm Noktası!
Düşünsenize, bir gün çok ciddi bir toplantıya gireceksiniz. Karşınızdaki kişi, gözlükleriyle ciddi bir şekilde size bakıyor ve derin bir ses tonuyla “Muhadarat konusu nedir?” diye soruyor. O an ne yaparsınız? Ne cevap verirsiniz? Önce bir durup kafanızı sağa sola çevirirsiniz, “Vallahi bunu nasıl bildiğimi hatırlamıyorum” diyerek hafifçe terlersiniz. Yavaşça “Muhadarat, şey… Edebiyatla ilgili bir şey galiba, biraz da eski Türkçe bir şey ama…” derken kendinizi bir çıkmazda hissedersiniz.
İşte, bugün “Muhadarat konusu nedir?” sorusunu masaya yatırıyoruz. Ama tabii ki her şeyi bir kenara bırakıp bir yandan da hayatın her köşesinden gelen komik anlarla harmanlayarak ele alacağız. Çünkü ben, İzmir’de yaşayan, kafasında her şeyin anlamını bulmaya çalışan ama sürekli espri yaparak bunu gizlemeye çalışan bir insanım. Yani, biraz içimden geçenleri gülerek dışarı vuruyorum, öyle de rahatlıyorum.
Muhadarat: Tıpkı O Eski Kitaplardan Bir Başlık Gibi
Başlamadan önce, bu yazıyı okurken “Muhadarat nedir?” diye düşünüp internette bir araştırma yapıp benimle dalga geçebilirsiniz. Ama unutmayın, ben İzmirliyim, her şeyin altını çiziyorum, her şeyin.
Muhadarat, çok da bilinen bir kelime değil. Hani bizim şu anki günlük dilimize pek de girmemiş ama ciddi bir geçmişi olan kelimeler var ya, işte o türden bir şey. Muhadarat aslında Arapçadan türetilmiş bir kelime ve anlamı, “konuşma”, “söz konusu olma” gibi anlamlar taşıyor. Eski Türkçede, özellikle divan edebiyatında geçen bir terim. O zamanlar insanlar, her şeyin çok derin olduğu bir dünyada yaşıyorlardı, gözlük takarak sohbet etseler de, derin derin konuşurlardı. O derin konuşmaların başlıklarından biriydi muhadarat.
Düşünsenize, o dönemlerde birisi size bir konu açsa ve size “Muhadarat konusu nedir?” diye sorsa, ne cevap verirdiniz? “Vallahi biraz derin işler, birini bulup soralım mı?” diye bir öneri getirebilirdiniz. Tabii biz şimdilerde basitçe, “Aa, o da ne?” diyebiliyoruz ama o zamanlar işler biraz daha ciddiydi.
Modern Hayat ve Muhadarat: Gerçekten Mi?
Bir gün ben de, bu kelimenin ne anlama geldiğini ciddi ciddi düşündüm. (Evet, bazen ciddi şeyleri düşündüğümü kabulleniyorum, hatta bu konuda terapiye bile başlamayı düşünmedim değil.) Bir gün arkadaşımla çay içerken, sohbetin bir yerinde şöyle bir şey oldu:
Ben: “Biliyor musun, bugün çok derin bir konu öğrendim.”
Arkadaşım: “Hah, hadi bakalım, anlat. Neymiş o derin konu?”
Ben: “Muhadarat konusu nedir?”
Arkadaşım: “Şaka yapıyorsun, değil mi?”
Ben: “Hayır, gerçekten! Edebiyatla falan alakalı bir şeymiş. Çok da ağır bir terim.”
Arkadaşım: “Yani, öyle ‘konuşma’ falan mı demek yani?”
Ben: “Evet, biraz öyle. Ama eski zamanlarda daha derindi. Mesela seninle muhadarat yapsak…”
Arkadaşım: “Şu an bunu yapıyoruz, biz zaten, ama başla bir, ben seni izliyorum.”
Gerçekten de, şu an “Muhadarat konusu nedir?” sorusunu en iyi şekilde cevapladığımız anları yaşadık. Yani, şimdi biz ne yapıyoruz? Konuşuyoruz. Hatta sohbet ediyoruz. Ama o dönemin insanları, bu kadar basit bir konuşmayı bile derinlemesine yapabiliyorlardı. Gözlüğünü takıp ağır ağır konuşuyor, her kelimesini düşünüyorlardı. Ahh, o günler…
Muhadarat, O Kafelerdeki Tatlı Sohbetler Gibi
Ben İzmir’de yaşıyorum, kafe kültürünün kalbinin attığı bir şehirde. Çeşme’de, Alsancak’ta veya Konak’ta dolaşırken, kendimi bazen “Muhadarat” yaparken buluyorum. Hani o tatlı sohbetler vardır ya, herkesin farklı bir konuya daldığı ama kimsenin de aslında o konuya derinlemesine girmediği sohbetler. İşte bir gün, ben de tam o kafede arkadaşımın yanında otururken, “Muhadarat konusu nedir?” sorusunun tam anlamıyla pratikte karşılığını buldum.
Ben: “Baksana, eskiden insanlar bu sohbetleri derinlemesine yapıyormuş.”
Arkadaşım: “Bunu anlatırken, bir taraftan da ciddiye bindi.”
Ben: “Hadi ya, ben seni anlamadım.”
Arkadaşım: “Çünkü şu an biz ‘Muhadarat’ yapıyoruz ya, ne var yani? Kafede içerken, aynı anda derin bir sohbet yapıyoruz, tabii senin düşündüğün gibi değil.”
Hah, işte tam burada kafede yaptığım sohbeti daha yeni fark ettim. Muhadarat konusu aslında bir yerde modern yaşamda da devam ediyor. Bizler, bazen derin düşüncelerle hayatı sorgularken, bazen de en basit konuları çok derinlemesine analiz edebiliyoruz. Bu da bir anlamda muhadaratın bir yansımasıdır.
Sonuç: Muhadarat Bugün, Yarın ve Sonsuza Kadar
Muhadarat, ilk başta kulağa eski bir terim gibi geliyor. Ama, aslında her birimizin günlük hayatında farklı şekillerde karşımıza çıkıyor. Belki eskiden bu terim çok daha derin bir anlam taşıyordu, ama bugün de bizler, arkadaşlarımızla, çevremizle bazen o derin konuşmaları yapıyoruz. Gözlükler takmasak da, her şeyin derinliğine inmeye çalışıyoruz. İster kafe sohbetlerinde, ister günlük yaşantımızda, muhadarat, aslında insanın dilinden düşmeyen bir kavram.
Ve ne kadar komik olsa da, bazen gündelik hayatta sorulan basit bir soru, bir anda insanın aklını derinleştirir. “Muhadarat konusu nedir?” diye sormak, bir zamanlar oldukça ciddi bir konuşmanın başlangıcıydı, ama bugün, her birimizin hayatında bir anlam taşır hale geldi.
Yani, belki biz gözlük takıp edebiyat yapmıyoruz ama bazen, gerçekten derin sohbetler yapıyoruz. O yüzden, eğer bir gün size “Muhadarat konusu nedir?” diye sorulursa, “Ah, o eski zamanlardan bir şey” demek yerine, “Bunu işte, her gün biraz yapıyoruz” diyebilirsiniz. En azından, yüzünüzde bir gülümseme ile cevap verebilirsiniz.